Dün sabah gözümüzü açtığımızda gökyüzü sadece yağmur bırakmıyordu bu kentin üzerine; sanki yıllardır biriken vizyonsuzluğun, öteliklerin ve ihmallerin üzerimize boşanışını izliyorduk. 20 yaşında, geleceğini bu kentte kurup kurmama arasında gidip gelen bir genç olarak dün Diyarbakır sokaklarında yürümedim, adeta yüzdüm.
Meteoroloji günlerdir uyarıyordu. Dijital çağdayız, bildirimler telefonlarımıza saniyeler içinde düşüyor. Ancak ne hikmetse kent içi altyapı bu çağın neredeyse yarım asır gerisinden gelmeye devam ediyor. Dün sağanak yağış başladıktan yarım saat sonra Ofis’ten Halit Gülser Bulvarı’na, Tesisler’den Seyrantepe’ye kadar kentin neredeyse tüm damarları tıkandı. Alt geçitler birer su havuzuna dönüştü, araçlar yollarda kaldı, kaldırım taşları söküldü. Biz gençler ise durağa ulaşabilmek için dizlerimize kadar gelen suların içinden geçmek zorunda kaldık.
İnsan düşünmeden edemiyor: Bir kente birkaç saat boyunca kuvvetli yağmur yağdı diye hayat nasıl tek bir anda durma noktasına gelebilir?
Ve sürekli duymaktan bıktığımız bir laf var: "Altyapı yetersiz." Peki bu altyapı ne zaman yeterli hale gelecek? Kentin rantını paylaşırken son derece hızlı ve hevesli olanlar, konu Sur’un tarihi sokaklarını veya Bağlar’ın ara caddelerini su basmasını engellemeye geldiğinde neden hep arka sıraya saklanıyor? Dün su basan sadece birkaç dükkân veya duran otobüsler değildi; bu kentin insanına verilen değerin de bir kez daha su yüzüne çıkmasıydı.
Sabah uyandığımızda ise bizi bambaşka bir manzara karşıladı: Dünkü yağışın ardından tüm kenti kaplayan gri ve kesif bir sis tabakası. Görüş mesafesinin 20 metreye kadar düştüğü o puslu havada yürürken düşündüm; aslında bu sis, kentin üzerini kaplayan o belirsizliğin ve ötelenmişliğin somutlaşmış hali gibiydi. Biz gençler olarak ne geleceğimizi net görebiliyoruz bu kentte, ne de bir yağmur yağdığında ıslanmadan okula veya işe gideceğimizden emin olabiliyoruz.
Diyarbakır, binlerce yıllık tarihiyle gurur duyduğumuz, her bir taşında bir yaşanmışlık barındıran kadim bir şehir. Ancak 21. yüzyılda, 20 yaşında bir gencin en büyük gündemi yağmur yağdığında caddelerin göle dönmesi olmamalı. Bu kenti yönetenlerin, yetki sahiplerinin ve kent üzerinden servet kazanan elitlerin başını kaldırıp bu sokaklara bakması gerekiyor.
Çünkü biz artık her yağmurda aynı filmi izlemekten, her faturanın yine yoksula ve sokağa kesilmesinden yorulduk. Gri havalar dağılır, sis elbet çekilir; ama kentin üzerine çöken bu umursamazlık dağılmadığı sürece bu sokaklarda su da durmaz, çile de...