Bu dönemde ben Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrenciydim; 12 Eylül askerî darbesi, Türkiye açısından yalnızca siyasal iktidarın el değiştirmesi değil; hukuk devleti, demokratik kurumlar, toplumsal bütünlük, insan hakları, ekonomik gelişme ve uluslararası itibar bakımından ağır maliyetler doğuran bir kırılma noktasıdır. “.
Bu darbe, Ulusal ve uluslararası düzeyde kayıplar ile birlikte değerlendirildiğinde, 12 Eylül’ün etkileri, darbe gününün çok ötesine taşınmıştır.
Darbe Sonrasında Türkiye’nin Kaybettikleri
1. Demokratik düzen ve siyasal irade kaybedildi
12 Eylül’ün en temel sonucu, millet iradesinin, demokratik temsil mekanizmaları üzerinden kullanılmasının kesintiye uğramasıdır.
TBMM’nin faaliyetleri sona erdirilmiş, siyasi partiler kapatılmış, siyasetçiler yasaklı hale getirilmiş ve ülke Millî Güvenlik Konseyi yönetimine bırakılmıştır.
Bu durum, siyasal iktidarın seçim yoluyla belirlenmesi ilkesinin yerine, askerî vesayetçi bir yönetim anlayışının geçmesine yol açmıştır.
Buradaki kayıp, yalnızca birkaç yıllık demokratik kesinti değildir. Daha önemli olan, Türkiye’de:
Siyaset sorunların çözüm aracı anlayışının zayıflaması ve siyasetin güvenlik perspektifiyle değerlendirilmesinin kurumsallaşmasıdır.
1. Hukuk devleti ağır biçimde zarar gördü
Bilindiği üzere, 12 Eylül döneminde olağan hukuk düzeninin yerine olağanüstü nitelikte uygulamalar getirildi.
Tutuklamalar, yargılamalar, askerî mahkemeler, işkence iddiaları, kötü muamele, idamlar ve geniş kapsamlı siyasal yasaklar Türkiye’nin hukukun üstünlüğü konusundaki kurumsal kapasitesini ve toplumsal güvenini ciddi biçimde zedeledi ve itibarsızlaştırdı.
Dolayısıyla kaybedilen şey , yalnızca bazı bireylerin özgürlükleri değildi.
Hukuka duyulan güven de zarar gördü.
Devletin gücünün hukukla sınırlandırılması gerektiği düşüncesi açısından bu çok önemli bir kayıptır.
1. İnsan hakları bakımından ağır kayıplar yaşandı
12 Eylül döneminin en ağır bilançosu insan hakları alanındadır.
Binlerce insan gözaltına alındı ve tutuklandı; çok sayıda kişi işkence ve kötü muamele iddialarıyla karşı karşıya kaldı. Siyasi nedenlerle özgürlüklerinden mahrum bırakılan, eğitim ve çalışma hayatından uzaklaştırılan, sürgün edilen veya siyasal hakları kısıtlanan insanlar oldu.
İdam cezalarının uygulanması da dönemin en tartışmalı sonuçlarından biriydi.
Bu nedenle 12 Eylül’ün insan hakları bakımından kaybı üç düzeyde ele alınabilir:
• Bireysel hakların kaybı
• Toplumsal özgürlük alanının daralması
• Devlet-toplum arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesi
1. Bir kuşağın siyasal ve entelektüel gelişimi kesintiye uğradı
12 Eylül’ün çoğu zaman yeterince üzerinde durulmayan sonuçlarından biri kuşak kaybıdır.
1980 öncesinde siyasete, sendikalara, öğrenci hareketlerine, derneklere ve farklı düşünce akımlarına katılan geniş bir gençlik kitlesi siyasal hayatın dışına itildi.
Bunun sonucunda Türkiye’de:
siyasete katılım, örgütlenme, fikir üretme, temsil , demokratik mücadele zinciri, ciddi biçimde zayıfladı ve yara aldı.
Bu durum sonraki yıllarda siyasetin niteliğini de etkiledi.
1. Sendikal ve sivil toplum kapasitesi zayıfladı
Darbe sonrasında sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri ciddi biçimde sınırlandırıldı.
Oysa demokratik sistem yalnızca parlamento ve seçimlerden oluşmaz.
Demokrasinin ara kurumları da vardır: sendikalar, dernekler ,meslek kuruluşları , üniversiteler, basın,siyasi partiler, toplumsal örgütlenmeler.
12 Eylül bu alanların önemli bölümünü zayıflattı.
Böylece Türkiye’de örgütlü toplumdan daha kontrollü ve devlet merkezli bir toplumsal yapıya geçiş güç kazandı.
1. 1982 Anayasası uzun vadeli bir kurumsal miras oluşturdu
12 Eylül yönetiminin hazırladığı 1982 Anayasası, darbenin en kalıcı sonuçlarından biri oldu.
Anayasa zaman içerisinde çok sayıda değişikliğe uğramış olsa da başlangıçtaki yaklaşımında:
• devlet güvenliği,
• kamu düzeni,
• otorite,
• disiplin,
• merkeziyetçilik
gibi unsurlar bireysel özgürlüklerin önünde daha güçlü bir şekilde konumlandırılmıştır.
Bu nedenle 12 Eylül’ün etkisini yalnızca 1980–1983 arasındaki askerî yönetim dönemiyle sınırlamak doğru değildir.
Asıl önemli olan, darbe döneminde oluşturulan anayasal ve kurumsal mimarinin sonraki siyasal hayatı etkilemesidir.
1. Ekonomik ve sosyal maliyet
12 Eylül öncesindeki ekonomik kriz, yüksek enflasyon, siyasi istikrarsızlık ve üretim sorunları darbenin gerekçeleri arasında gösterilmişti.
Ancak ekonomik istikrarın sağlanması amacıyla uygulanan politikaların yanında, darbe sonrasında sosyal maliyetler de ortaya çıktı.
Özellikle:
• ücretlerin baskılanması,
• sendikal gücün azaltılması,
• emek hareketinin zayıflatılması,
• gelir dağılımındaki değişimler,
• siyasal katılımın sınırlandırılması
toplumun farklı kesimleri üzerinde uzun süreli etkiler yarattı.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir:
24 Ocak 1980 ekonomik kararları ile 12 Eylül askerî darbesi aynı şey değildir.
Ancak 12 Eylül yönetimi, 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesi için gerekli görülen siyasal ve toplumsal ortamı askerî otorite aracılığıyla oluşturmuştur.
1. Türkiye’nin uluslararası demokratik itibarı zarar gördü
12 Eylül yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olarak kalmadı.
Türkiye, NATO üyesi ve Avrupa kurumlarıyla yakın ilişkiler içerisinde bulunan bir ülkeydi. Askerî müdahale sonrasında Türkiye’nin demokratik niteliği uluslararası alanda ciddi biçimde sorgulandı.
Özellikle Avrupa’da:
• demokratik yönetimin askıya alınması,
• siyasi partilerin kapatılması,
• insan hakları ihlalleri,
• tutuklamalar,
• idamlar,
• siyasi yasaklar
Türkiye’nin demokratik itibarını olumsuz etkiledi.
Bu nedenle uluslararası düzeydeki kayıp:
Türkiye’nin “demokratik Avrupa’nın parçası” olma iddiasının zayıflaması şeklinde özetlenebilir.
1. Avrupa ile bütünleşme süreci zarar gördü
Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri 12 Eylül’den önce de sorunluydu; dolayısıyla bütün sorunları darbeye bağlamak doğru değildir.
Fakat askerî yönetim, Türkiye’nin Avrupa kurumlarıyla ilişkilerinde ciddi bir siyasi ve hukuki sorun oluşturdu.
Özellikle Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları sistemi açısından Türkiye’nin insan hakları sicili önemli bir problem haline geldi.
Uzun vadede bu durum Türkiye’nin:
demokratikleşme,hukuk devleti ,insan hakları, Avrupa bütünleşmesi
eksenindeki ilerlemesini yavaşlattı.
1. Türkiye’nin “yumuşak gücü” zayıfladı
Bir ülkenin uluslararası gücü yalnızca ordusundan, ekonomisinden veya nüfusundan oluşmaz.
Demokratik meşruiyet de bir güç unsurudur.
12 Eylül sonrasında Türkiye’nin:
• demokratik model olma iddiası,
• hukuk devleti imajı,
• insan hakları itibarı,
• Avrupa ile bütünleşme kapasitesi; zarar gördü.
Bu nedenle 12 Eylül’ün uluslararası kayıplarından biri de yumuşak güç kaybıdır.
1. Toplumsal hafıza ve güven kaybı
Darbelerin en uzun süreli sonuçlarından biri toplumun hafızasında oluşan travmadır.
12 Eylül; devlet – vatandaş
ilişkisinin yanı sıra,
sağ , sol, genç ,yaşlı, asker ,sivil, devlet , toplum
ilişkilerinde de derin izler bıraktı.
Bir toplumda insanlar siyasal görüşleri nedeniyle devlet tarafından cezalandırılabileceklerine inanırlarsa, siyasal katılım doğal olarak zayıflar.
Bu nedenle 12 Eylül’ün en önemli uzun vadeli sonuçlarından biri:
Toplumun siyasal alana duyduğu güvenin azalmasıdır
Temel kayıp, Demokrasi
Seçilmiş siyasal iradenin kesintiye uğraması; Hukuk
Hukuk devleti ve yargıya güvenin zedelenmesi
İnsan hakları
Özgürlüklerin ağır biçimde sınırlandırılması
Siyaset, Siyasi partilerin ve siyasal aktörlerin tasfiyesi
Sivil toplum, Sendika ve derneklerin zayıflatılması
Gençlik Bir kuşağın siyasal katılımının kesintiye uğraması
Anayasal düzen Vesayetçi özellikler taşıyan yeni anayasal mimari; Ekonomi
Sosyal maliyetler ve emek kesiminin zayıflaması,
Toplumsal yapı
Güven ve örgütlenme kapasitesinin zarar görmesi;
Uluslararası itibar, Türkiye’nin demokratik imajının zedelenmesi
Avrupa ilişkileri; Avrupa demokratik hukuk sistemiyle ilişkilerin gerilmesi, Yumuşak güç
Demokratik model olma kapasitesinin zayıflaması
Sonuç: 12 Eylül’ün asıl kaybı neydi?
12 Eylül’ü yalnızca “bir askerî darbe” olarak değerlendirmek eksik kalır.
Daha geniş tarihsel açıdan bakıldığında 12 Eylül:
Türkiye’nin siyasal iradesinin, hukuk devleti anlayışının, demokratik kurumlarının ve toplumsal güven mekanizmalarının askerî müdahale yoluyla kesintiye uğratılmasıdır.
Daha da önemlisi, darbenin etkisi yönetimin sona ermesiyle bitmemiş; 1982 Anayasası, siyasal yasaklar, devlet-toplum ilişkileri, güvenlikçi devlet anlayışı ve siyasal kültür üzerinden sonraki onyıllara taşınmıştır.
Bu açıdan Türkiye’nin 12 Eylül’de kaybettiği en önemli şeylerden biri zamandır.
Demokratik kurumların doğal biçimde gelişmesi, sivil siyasetin kurumsallaşması ve hukuk devletinin güçlenmesi bakımından Türkiye’nin yaklaşık bir kuşaklık gelişim süreci kesintiye uğramıştır.