Eğitim doğumla hatta ana rahmine düşülen andan itibaren spontone olarak başlayan etkileşim, gözlem, deneyim ve benzeri eylemlerle gerçekleşen ömür boyu süren eylemsel bir olgudur. Bu eylemsel durum belirli bir zaman sürecinden sonra belirlenmiş kalıplarla yönlendirilerek belirli seviyelerde okullar, kurslar ve üniversiteler vasıtasıyla bireylere hayatta gerekli varsayılan bilgi ve kabiliyetlerin sistematik bir şekilde verilmesi şeklinde devam eder.
Fransızca education olarak adlandırılan eğitim, semantik açıdan Latince “educare” fiilinden gelir; inşa etmek, ayağa kaldırmak, dikmek manasındadır. “Educare” sözcüğü hem bitki ve hayvan, hem de çocukların bakım ve yetiştirilmesi anlamlarında da kullanılır. Türkçede, ‘eğitim’ 1940’larda maarif, tedrisat, talim ve terbiye gibi sözcüklere karşılık gelecek şekilde ortaya çıkar. Türkçe ‘eğmek’ kökünden türetilmiştir. Bu kök, bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, kırmak ve yönlendirmek gibi anlamlara gelir.
Eğitim, bireyin doğumundan ölümüne süregelen bir olgu olduğundan ve politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları aynı anda içinde bulundurduğundan, tanımının yapılması zor bir kavramdır. Bireylerin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir. Kişinin yaşadığı toplum içinde değeri olan, yetenek, tutum ve diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçlerin tümüdür. Seçilmiş ve kontrollü bir çevrenin (özellikle okulun) etkisi altında sosyal yeterlilik ve optimum bireysel gelişmeyi sağlayan sosyal bir süreçtir. Eğitim günümüzde, önceden saptanmış esaslara göre yönlendirilerek insanların davranışlarında belli gelişmeler sağlamaya yarayan planlı etkiler dizesidir. Bu bağlamda eğitim, eğitimin kurallarını belirleyenlerce bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak hedeflenen değişimler meydana getirme sürecidir.
Genellikle resmi, yani kurumsal, eğitimle bir kullanıldığından bağlama göre öğretim, öğrenim gibi kavramlarla sıkça karıştırılmaktadır. Bu söylemde düşünüldüğünde eğitim kavramı iki genel çatıda tartışılabilir: toplumsal ve kurumsal eğitim.
Toplumsal eğitim, Bireyin, toplumun bir parçası olarak ailede başlamak üzere çevresindeki sosyal yapıdan aldığı eğitimdir. Geleneklere, dine, sınıfa vb. bağlı olan bu eğitim bireyin değer yargılarının yapısını oluşturur ve bir şekilde toplumun kültürel yapısının şekillenmesini ve devamlılığını sağlar. Dinsel eğitimde de sonraki yaşamında beşeri ilişkileri veya kariyer anlamında da aldığı eğitim önem arz eder.
Kurumsal eğitim, Eğitimin okullaşmış halidir. Eğitimin profesyonel bir örgütlenme içinde bireye sağlanmasıdır. Kurumsal eğitim bireyin toplumsal yapıda mesleki kariyeriyle yer almasında belirleyici bir özelliğe sahiptir.
Felsefi Akımlarda Eğitim;
- İdealizme göre eğitim, özgün ve bilinçli insanoğlunun tanrıya olan yükseltici uyum çabalarının bitimsiz sürecidir.
- Realist anlayışa göre eğitim, yeni kuşak bireylere kültürel mirası aktararak onları yetişkinler toplumuna uyuma hazırlama sürecidir.
- Pragmatist anlayışa göre eğitim, bireyin yaşantılarını yeniden inşa yoluyla yetiştirme sürecidir.
- Marksizm’e göre, insanı çok yönlü eğitme, doğayı denetleyerek onu değiştirecek ve üretimde bulunacak biçimde yetiştirme sürecidir.
- Naturalizm’e göre, kişinin doğal olgunlaşmasını arttırma ve onun bu özelliğini göstermesini sağlama işidir.
Eğitim kısa bir tanımla bilgi ve deneyim edinme eylemidir. Unutulmaması gereken nokta bilginin yararlı olduğu kadar tehlikeli bir olgu olmasıdır. Bazı örneklerle bunu irdeleyecek olursak.
Spontane eğitim olarak adlandırabileceğimiz eğitimde kişi ana rahminde başladığı etkileşim ve eylemsel deneyimlerle devam ettireceği eğitimle etkileşimde bulunduğu olgulara uygun bilgi donanımıyla yaşamını şekillendirecektir. Tıpkı insanoğlunun doğayla ilk eğitimine başladığı biçimiyle bir eğitim gerçekleşecektir. Bu tür bir eğitimin nasıl evirileceğini söyleyebilmek mümkün değil çünkü bizim sivilizasyonmuz bu tür eğitimi toplumsal ve kurumsal eğitime evirerek günümüz eğitimini ortaya çıkardı.
Günümüz toplumunda etkin olan toplumsal ve kurumsal eğitim tam anlamıyla bireyi baskılayarak yönlendirmeyi amaçlayan bir araca dönüşmüştür.
İki yöntemle de aynı koşullarda eğitilen bireyler farklı sonuçlara ulaşabilmektedir. Fizik-kimya, tıp eğitimi gören iki bireyden biri insanlığa hizmet amaçlı ürünler sunarken diğeri insanlığı tehdit edecek silahlar üretebilmektedir. İlginç olan yan ise ikisinin de aynı yöntemleri kullanıyor olması ve iki çalışmanındı eğitimi belirleyenlerce takdir görüp ödüllendirilebilmesidir. Bunun en çarpıcı örnekleri Hipokrat, Pasteur, Nobel ve Einstein’dır.
Matematik ve diğer bilimlerde de durum aynıdır. Biri mühendisliğin, mimarlığın, tarımın, edebiyatın nadide eserlerini sunarken bir diğeri yıkımın, katliamın, ırkçılığın vb. olumsuzluğun kaynağı olabilmektedir. En çarpıcı olanı da olumsuzluk kaynaklarının militer, propagandacı, hatip vb. terimler altında mesleki olarak olumlanmasıdır.
Bir mühendis bir binayı aldığı eğitimle ayları, yılları kapsayan bir sürede tamamladığında eseriyle övünürken, benzer bir eğitimi gören askeri levazımcı benzer bir yapıyı dakikalar içinde yıkmayı başarı olarak görebilmektedir. Bir bilgisayar mühendisi oluşturduğu bir programla insanların haberleşmesine, ulaşımına katkıda bulunur. Aynı programla aynı eğitimi görmüş bir başkası nükleer füze yollayarak yıkıma sebep olabiliyor ve her iki uygulama başarı olarak kabul edilmektedir.
Bu durum tıp alanında bir doktor bir hastanın hayatını kurtardığında büyük bir başarı olarak kabul edilir ama üniformalıların mesleğinde yüzlerce bazen binlerce kişiyi öldürmek başarı olarak kabul edilmektedir. Bu örnekleri hemen hemen tüm mesleklere uygulayabiliriz.
Dini bilgiler doğru kullanıldığında evliyalar yanlış kullanıldığında yobazlık, mürtecilik baş göstermektedir. Oysa her ikisi de hemen hemen benzer eğitim görmüşlerdir.
Kültürel Eğitimde durum farklılık arz etmemektedir. Kültür insanoğlunun deneyimleriyle, refleksleriyle oluşturduğu maddi ve manevi her türlü şeydir. Çoğunlukla eğitim kavramıyla eşdeğer anlamı taşıyan kültür “bireyin doğumundan ölümüne kadar geçen süreçteki elde ettiği kazanımları içeren bir durum” dur. Kültür faaliyetinde toplum kendisini oluşturan bireyleri bir takım bilgi, beceri, tecrübe ve alışkanlıklarla donatmaya çalışır. Bu eylem toplumsal farklılıklar içerir. Bu farklılıklar topluma farklı eğilimlerle yansır.
Bu yöntemlerden biri Zoraki yöntemlerle Kültürel değerlerin bireylere ya da toplumlara zorla kabul ettirilmesi sürecidir. Bireylerin gelenek- görenek, din ve dillerinin değiştirilmeye zorlanması bu tür asimilasyona olarak adlandırılan yöntem kurumsal eğitimle dayatılması kültürel katliam olarak yansır.
Tüm bunların ışığında diyebiliriz ki, Bilgi yararlı ama bir o kadar da tehlikelidir.
Hele hele bilginin üzerinde pantegon veya savunma bakanlıklarının devlet sırları olduğu sürece ve bilgi devletlerin savunma alanın da askeri koruma altında tutulduğu sürece bu tehlike devam edecektir. Bu uygulama devam ettiği sürece toplumsal yapıya yansıyan bilgi sürekli bir adım geriden yansıyacaktır. Tıpkı telsizlerin, hava ulaşımının, bilgisayar teksir makinelerinin yıllarca bir tekel altında izne tabi tutularak sivil kullanımının engellendiği gibi, günümüzde kullandığımız tüm bilgi kırıntılarının ürünleri böylesi engellerden sonra ancak daha etkilisi bulunduğu zaman toplumun kullanımına sunulmuştur, sunulmaktadır.
İnsan eksenli yöntemler esas alınıp uygulanmadıkça da bu durum böyle devam edecektir. Müthiş buluşlar olarak adlandırdığımız buluşlar yaşamsal kaynaklarımızı yok edip türümüze yok olmaya varan tehlikelere sürükleyecektir. Bu gün karşı karşıya olduğumuz tüm global tehlikeler bu eğitim tarzının yarattığı tehlikelerdir ve hiçbirine çözüm üretilememektedir. Ve bu eğitim sistemleri devam ettiği sürece de çözüm üretilemeyecektir. Çünkü hiçbiri insan eksenli değildir.
Birkaç düşünürden alıntılar yaparak insan eksenli bir eğitim diliyorum.
Eğer bir bireye olması gerektiği ve olabileceği bir insan gibi davranırsanız, olması gereken ve olabileceği insan olur. Goethe
Eğitim görmüş aklın işareti, herhangi bir düşünceye onu kabul etmeden önce açık olmasıdır. Aristoteles
Kalbi eğitmeden zihni eğitmek eğitim sayılmaz. Aristoteles veya ziya paşanın eğitim cehaleti götürür eşşeklik baki kalır.
Eğitim kıvılcımla ateş yakmaktır, boş bir kabı doldurmak değildir. Sokrates