Bir markette, depoda ya da işletmede yapılan denetimde tarihi geçmiş ürünler, bozulmuş gıdalar veya kokmuş etler ele geçiriliyor.
Bu ürünler, insan sağlığını tehdit edecek hale geldikleri halde neden hâlâ işletmelerin depolarında tutuluyor?
Daha da önemlisi, bir insanın sofrasına girebilecek noktaya kadar nasıl geliyorlar?
Gıda, sadece ticari bir maldan değildir. İnsanların doğrudan sağlığını ilgilendirir.
Bu nedenle yapılan denetimleri yalnızca “kaç kilo bozuk et yakalandı?” veya “kaç işletmeye ceza kesildi?” şeklinde değerlendirmek yeterli değildir.
Kâr etmek elbette ticaretin gereğidir; ancak insan sağlığının pahasına kâr etmek kabul edilebilir değildir.
Bir ürün satılmadığı için zarar edilebilir. Bir işletme ekonomik kayıp yaşayabilir. Fakat bozulmuş bir ürünü “nasıl olsa satılır” düşüncesiyle rafta tutmak, bunun farkında olan herkes açısından çok daha ciddi bir sorundur.
Halk sağlığı, bir kurumun ya da birkaç görevlinin tek başına taşıyabileceği bir sorumluluk değildir. Üreticiden satıcıya, denetimden tüketiciye kadar herkesin üzerine düşen görev vardır.