Ramazan ayı geldi. Minarelerden yükselen ışıklar, fırın önlerinde uzayan pide kuyrukları, mutfaklardan sokağa taşan yemek kokuları. Ama Ramazan’ı Ramazan yapan sofraların etrafında kurulan o görünmez bağdır.
Gün boyu süren bir sabrın ardından, akşam ezanıyla birlikte aynı sofrada buluşmanın tarifsiz bir huzuru vardır. Modern hayatın dağınıklığı içinde kimi zaman aynı evde yaşayan insanlar bile birbirini zor görürken, Ramazan adeta zamanı yavaşlatır. İş, okul, koşuşturma bir kenara bırakılır, herkes iftar saatine göre plan yapar. O saat, yalnızca bir yemek vakti değil, bir buluşma vaktidir.
Gün boyu aç kalmak, insanın yalnızca midesini değil, nefsini de terbiye eder. Sabretmeyi öğretir, Açlığın ne demek olduğunu bilen bir insanın merhameti artar; paylaşmanın kıymetini daha iyi anlar.
Ramazan, hayatın ritmini değiştirir. Sahura kalkmak, geceyi bölmek gibi görünse de aslında insanı kendine yaklaştırır.
Bu ayda sofralar sadece evlerde kurulmaz; gönüllerde de kurulur. Komşuya uzatılan bir tabak yemek, ihtiyaç sahibine verilen bir erzak kolisi bir dayanışmadır.
İnsan, bu ayda kendine çeki düzen verir. Sözlerine, davranışlarına, niyetlerine daha çok dikkat eder. Çünkü bilir ki oruç sadece aç kalmak değildir; dilini, kalbini, gözünü de korumaktır.
Bu yüzden Ramazan, yılın en bereketli ayıdır.
Hoş geldin Ramazan