Son zamanlarda haber bültenlerini açtığımızda içimizi burkan bir cümleyle sık sık karşılaşıyoruz: “Yaşlı bir vatandaş kayboldu” Evinden çıktı, bir daha geri dönmedi. Saatler süren aramalar, umutlu bekleyişler.

Yaşlılık, insanın yeniden çocukluğa döndüğü bir dönemdir derler. Gerçekten de öyledir. Nasıl ki küçük bir çocuğu tek başına sokağa bırakamazsak, yaşı ilerlemiş büyüklerimizi de aynı hassasiyetle korumamız gerekir. Çünkü yaşlandıkça ne yaptığını bilmez. Hele bir de unutkanlık varsa bu daha kötü olur.

Bir anlık dalgınlıkla kapıdan çıkabilirler. “Biraz dolaşıp geleceğim” diye düşünürler ama bir daha geri gelmezler.

Bu noktada hepimize görev düşüyor. Öncelikle yaşlı bireylerin yalnızlığına dikkat etmeliyiz. Sevgi ve ilgi, onların en büyük ilacıdır. Gün içinde hâl hatır sormak, kapısını çalmak, birlikte kısa yürüyüşler yapmak bile hem ruh sağlıklarına hem güvenliklerine katkı sağlar.

Yaşlılarımız yük değil, emanettir. Onları korumak sadece bir aile görevi değil, vicdani bir sorumluluktur. Yaşlılarımıza dikkat edelim. Gözlerimiz hep üstlerinde olsun.